Hadislerle Aile – makale

0
58

Aile bağları: en HAYIRLI Müslüman olma fırsatı

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.”(Tirmizî, Menâkıb, 63.)

Dünya hayatı bir imtihan yolculuğudur. İnsan ise bu hayata “inanmak” ve “iyi işler yapmak” için gelen bir yolcu… Yol uzayıp giderken kolumuza giren en yakınlarımız, sıkıntıyı birlikte göğüsleyip huzuru birlikte yakaladığımız yol arkadaşlarımız deyince, ilk önce aklımıza ailemiz gelir.

Anne-baba-çocuk arasındaki bağın ve eşlerin birbirine olan bağlılığının, maddi ihtiyaçların çok ötesinde manevi bir anlamı vardır. Bizler ailemizle birlikte büyürken öğrenir, yaşarken olgunlaşır, sever, paylaşır, affeder, sabrederiz. Ailenin kişiliğimize sunduğu katkıyı, anne-babamızın üzerimizdeki hakkını, evlatlarımızın bize yaşattığı mutluluğu, eşimizle kavuştuğumuz huzuru hangi hazineyle değişebiliriz?

Ailenin Cenab-ı Hak tarafından bir insana lütfedilen en büyük nimetlerden biri olduğunda kuşku yoktur. O zaman her nimet gibi aile sahibi olmanın da bir külfeti, sınırları ve sorumlulukları vardır. Birbirine bu kadar yakın mesafede yaşayan, aynı sofraya oturup aynı gündemi paylaşan insanların elbette anlaşamadıkları zamanlar da olacaktır. Bazen öncelikler çatışacak, ihtiyaçlar yarışacak, bazen de fikirler uyuşmayıp planlar ters köşelere savrulacaktır. İşte böyle zamanlarda bütün olumsuzluklara rağmen aile içinde saygıyı, insafı ve merhameti elden bırakmamak “en hayırlı Müslüman” olmak demektir.

Bir düşünelim: Canımızı sıkan durumlar karşısında çoğumuz iş yerinde, çarşıda, okulda daha sabırlı, daha nazik, daha hoşgörülü olabiliyorken aile arasında aynı sabrı ve nezaketi gösterme ihtiyacı hissetmeyiz. Olay aynı bile olsa, tepkilerimiz aynı olmaz. Ev içinde maskemizi çıkarır, öfkemize dur demeden, ne dediğimizi düşünmeden âdeta zehir saçarız. Hâlbuki şu kısacık hayatta ailemizden daha fazla bizi düşünen, bizim için emek veren de yoktur… Bizim iyi davranışımızı, vicdanlı ve sağduyulu tepkilerimizi en çok onlar hak etmekte değil midir?

Bu yüzden Sevgili Peygamberimiz, en hayırlı Müslüman olma vasfını, ailemize karşı gösterdiğimiz güzel davranışlara bağlamış ve “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır” buyurmuştur. Tabir yerindeyse, marifet, aile kadar yakın bir alanda ve sıkı ilişkiler ağında iyi davranıştan ödün vermemektir.

Her hâl ve şartta ailesine karşı güzel davranan, anlaşmazlıkları sevgi ve şefkatle çözen, adaleti elden bırakmayan kişi, sosyal hayatta karşılaştığı insanlara karşı haydi haydi iyi davranacaktır. “El iyisi, ev delisi!” diye anlatılan insanların ise “hayırlı Müslüman” olma şansı yoktur.

Hadis-i şerifte “hayırlı Müslüman” yani Allah’ın rızasını kazanmış salih bir kul olmanın yolu olarak “güzel ahlaka” işaret edilmesi, ayrıca düşünülmesi gereken bir husustur. Çoğumuz hayat yolculuğunda kemal basamaklarını tırmanmanın, Hak Teâlâ katında makbul bir makama ermenin ancak ibadet sayımızdaki artışla mümkün olduğunu zannederiz. Hâlbuki imanın vazgeçilmez bir gereği de güzel ahlâktır ve Peygamberimizin ifadesiyle “Kıyamet günü müminin mizanında güzel ahlâktan daha ağır gelen bir şey yoktur. Muhakkak ki Allah söz ve fiilleri çirkin olan kimselere son derece öfkelenir.” (Tirmizî, Birr ve Sıla, 62.)

O halde, en yakınlarımızla kurduğumuz ilişkinin niteliği, Allah (c.c.) ile aramızdaki ilişkinin kalitesini de etkilemekte, bir diğer ifadeyle ailesine iyi davranan kişinin Allah katındaki değeri de artmaktadır. Müslüman’a yakışan, ibadet kadar ahlaka da yatırım yapmak; yaşına, cinsiyetine, mesleğine, mal varlığına ya da soy ağacına bakmaksızın bütün insanlara güzel ahlaklı davranmaktır.

Bu konuda Sevgili Peygamberimiz eşsiz bir örnektir. Hem bir baba, dede ve eş olarak ailesi içinde, hem de bir devlet başkanı, hâkim, kumandan, imam olarak toplum içinde iyilikten asla ayrılmayan Allah Resulü (s.a.s) hepimizin rol modelidir.

Bu yüzden “Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” buyurarak kendisine işaret etmektedir. Onu izleyen, her hâlini dikkatle takip eden ve davranışlarını model alan ashâb-ı kirâm gibi, bizler de onu iyi tanımaya, onun gibi davranmaya ve onun ahlakıyla ahlaklanmaya gayret göstermeliyiz.

Ailesine karşı daima müşfik ve nazik, muhabbet ve merhamet dolu, sabırlı ve hoşgörülü olan Peygamberimiz (s.a.s.), yuvasına şiddet ve nefretin bulaşmasına asla izin vermemiş, aile fertleri arasında her konuda adaleti gözetmiş, onlara sevgisini açıkça ifade etmekten çekinmemiştir.

Dualarına ailesini de katmış, “Allah’ım! Ey Rabbimiz ve her şeyin Rabbi! Beni ve ailemi dünya ve âhirette her ân sana ihlâsla bağlı kıl!” (Ebu Dâvûd, Tefsîru ebvâbi’l-vitr, 25.) diyerek Cenâb-ı Hakka yalvarmıştır. O gün olduğu gibi bugün de iyi bir Müslüman olmanın anahtarı, anne-babamızın, eşimizin ve yavrularımızın yüreğinde saklıdır.

 

Prof. Dr. Huriye MARTI