İyiliğe Destek Kötülüğe Engel Olmak – Commander Le Convenable Interdire Le Blâmable

0
132
İyiliğe Destek Kötülüğe Engel Olmak - Commander Le Convenable Interdire Le Blâmable

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُط۪يعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَزِيزٌ حَك۪يمٌ 

وَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
مَنْ رَأى مِنكُمْ مُنكَراً فَلْيُغَيِّرهُ بِيَدِهِ، فإنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسانِه، فإن لَمْ يَسْتَطِعْ فبَقْلبِه، وَذٰلِكَ أضْعَفُ الاِيمان

İYİLİĞE DESTEK KÖTÜLÜĞE ENGEL OLMAK

Muhterem Müslümanlar!

Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Mü’minlerin erkekleri de kadınları da birbirlerinin velîleridirler; iyiliği teşvik eder, kötülükten alıkoyarlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve resulüne itaat ederler. İşte onları Allah merhametiyle kuşatacaktır. Kuşkusuz Allah mutlak güç ve hikmet sahibidir.[1] Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Sizden biriniz, bir kötülük gördüğü zaman onu eli ile düzeltsin; buna gücü yetmezse dili ile düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalbi ile buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.[2]

Aziz Kardeşlerim!

Okuduğum ayet ve hadisten de anlaşıldığı üzere; Kadın-Erkek farkı olmaksızın yürekten inananların temel vasıfları ibadet, iyilik, adalet, cömertlik ve gönül okşayıcı söz ve davranışları özendirmek; gönül inciten, insan vicdanını rahatsız eden söz ve davranışlardan, kötü ve çirkin kabul edilen inanç, düşünce ve hareketlerden insanları vazgeçirmeye çalışmaktır.

Değerli Mü’minler!

Üzülerek ifade edelim ki; günümüzde iyilik, insanlığın gündeminde kötülük kadar yer almıyor. Her geçen gün, etrafımızı kötülükler kuşatıyor. İnsanoğlu; heva ve hevesleri, hırs ve ihtirasları uğruna vicdan, adalet, hakkaniyet ve merhametini hızla kaybediyor. Adeta kendisinden başkasına iyiliği dokunmayan bir varlık haline dönüşüyor. Asıl iyiliğin başkalarına yapılan iyilik olduğunu unutuyor. Müslümanlar olarak modern çağda bize düşen görev her zaman iyiliğe öncülük etmek, hayra ve insanlığın faydasına olan işlere koşmaktır.

Hutbemi bir âyet-i kerime meali ile bitiriyorum. “Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız. ”[3]


COMMANDER LE CONVENABLE

INTERDIRE LE BLÂMABLE

Chers musulmans !

Dans le verset que j’ai lu notre  Seigneur le Tout Puissant nous dit : « Les croyants et les croyantes sont alliés les uns des autres. Ils commandent le convenable, interdisent le blâmable accomplissent la Salât, acquittent la Zakat et obéissent à Allah et à Son messager. Voilà ceux auxquels Allah fera miséricorde, car Allah est Puissant et Sage.”[1]

Chers frères !

Comme nous le comprenons dans le verset et le hadith que j’ai lus précédemment : les qualités d’un(e) vrai(e) croyant(e) sont : les pratiques religieuses, la bonté, la justice, la générosité, encourager les paroles et les actions complaisantes, essayer de dissuader les pensées et les comportements désobligeants ainsi que les paroles et les attitudes dérangeant la conscience humaine. N’oublions pas que le bonheur dans ce bas monde et dans l’au-delà passe par le service au nom du bien et par le combat contre le mal.

Chers croyants !

Malheureusement aujourd’hui, la bonté n’est pas autant dans l’actualité que le mal. Chaque jour qui passe, le mal nous entoure. L’humanité perd sa conscience, sa notion de justice, son équité et sa miséricorde à cause de ses désirs et de ses ambitions. Il oublie que la véritable bonté est la bonté qui se fait pour les autres.

Je termine mon sermon avec le hadith que j’ai cité au début : “ Que celui d’entre vous qui voit une chose répréhensible la corrige de sa main ; S’il ne le peut de sa main, qu’il la corrige avec sa langue ; s’il ne le peut avec sa langue que ce soit avec son cœur et c’est là le degré le plus faible de la foi.”[2]


[1] Tevbe, 9/71

[2] Ebû Dâvud, Sünen, Melahim, 31/ 17, (IV, 508- 515)

[3] Âli İmran 3/110